Xİ’AN

Xi’an, Çin’e başkentlik yapmış, geniş sokakları ve modern mimari yapısı ile dikkati çeken bir şehir. Terracatto Savaşçıları ve Atları müzesi de bu şehirde bulunmakta. Daha evvelki bir yazımda Teraccotta Savaşçıları ve Atları’nı anlattığım için burada bahsetmeyeceğim.

HUA GİNG KAPLICALARI

Xi’an şehrindeki ilk durağımız, Hua Ging Kaplıcaları. Bu kaplıcalar, Türkiye’de de örneklerini çok gördüğümüz doğal kaplıcalardan birisi. Xi’an’ın başkent olduğu dönemde, zamanın imparatorları ve ailelerinin faydalanmaları için inşa edilmiş. Geleneksel Çin mimarisinin güzel bir örneği olan bu kaplıcalar; banyo ve dinlenme yerleri, havuzları, gezi alanları, kafeteryaları ve hatıra eşya satan dükkanları ile bir park şeklinde herkesin gezip görebileceği bir yer.

VAHŞİ KAZ PAGODASI

İkinci göreceğimiz yer, Vahşi Kaz Pagodası. Geniş bir alana yayılmış bu pagodada da artık alıştığımız Çin mimari tarzının bir örneğini görüyoruz. Gökyüzüne doğru yükselen bir mabet şeklinde inşa edilmiş. Etrafta bir çok bina ve bahçe var. Ziyaret edenlerin sayısı da küçümsenmeyecek kadar çok. Bunların bir kısmı yabancı ve yerli turist, ama ibadet için gelenler de var. Bakımlı ve güzel bir yer. Kapalı alanda yüksek bir yere konmuş çok güzel bir Buda heykeli var. İnsan bu heykele bakmaktan gözünü alamıyor.

Sarı, mavi ve biraz da kırmızının hakim olduğu renklerle renklendirilmiş ve çok gösterişli bir yere konmuş. Ancak çevrede ve bahçelerde gezerken de bir çok Buda heykeli görüyoruz. Bunlar rengarenk ve çok sevimliler, devamlı tebessüm ediyorlar. Buda heykelleri bu kadarla da bitmiyor. Binanın dışındaki meydanın ortasına da büyük boy bir Buda heykelinin dikilmiş olduğunu görüyoruz.

ULU CAMİ

Bundan sonraki gezimiz, Ulu Cami ve müslümanların yaşadığı mahalle. Burada Ulu Cami’den biraz fazla söz etmek istiyorum. Bunun da nedeni, caminin çok etkileyici olması. İnsan Çin’deki camiyi ziyaret etmeden evvel, minareleri, kubbeleri ile her zaman görmeye alıştığımız normal mimari yapıda bir cami göreceğini hayal ediyor. Ulu Cami’yi görünce durum tamamen farklı. Çünkü cami, tamamen geleneksel Çin mimari tarzında, daha ziyade Budist tapınaklarına benzer şekilde inşa edilmiş.

Cami arazisine kapısından girdiğinizde, kendinizi tamamen bir Çin tapınağında gibi hissediyorsunuz. Taki namaz kılınan binaya ulaşana kadar. namaz kılınan binaya ulaşmak için de Çin mimarisindeki kapı, avlu ve pavyonları geçmek mecburiyetindesiniz. Bu da yaklaşık 200-250 metre kadar bir mesafe. Genişliği ise yaklaşık 50 metre kadar. Belki bu mesafe, size caminin tüm tesisleri ile kapsadığı alan hakkında bir fikir verebilir. Bu camide beni etkileyen önemli konulardan birisi de, restorasyonunun abartılı bir şekilde yapılmamış olması. Çünkü Çin’de gördüğümüz tüm restorasyon çalışmalarının, abartılı bir şekilde yapıldığını düşünüyorum. Camideki bu durum orijinalliği görme açısından daha iyi ve etkileyici.

Şehirdeki davul kulesinden güneşin doğuşunu ve batışını bildirmek için çalınan davul sesine, camiden okunan ezan sesi karışması hiç alışık olmadığımız bir ortam yaratıyor. Bunu Çin’den başka nerede yaşarsınız? Farklılıkları görmek için gezmek ve görmek gerek. Cami, 13 asır önce inşa edilmiş. Ayrıca burada diğer dinlere ait ibadet yerlerinin bulunduğu da bir gerçek. Nedeni ise, Xi’an o zaman ülkenin başşehri ve en önemlisi de ipek yolunun başlangıç noktası. Buraya gelenler zengin tüccarlar ve yalnızca dünyaya ipeği değil, Çinle ilgili iyi ve kötü her bilgiyi yayıyorlar. Yani Çin’in dünyaya açılma noktası.

Caminin kapısından girdiğimiz anda, karşımıza, yaklaşık 10 metre yüksekliğinde muhteşem görünüşlü ahşap bir kemer çıkıyor. Cami bizdeki külliyelere benziyor. Külliye beş bölümden oluşuyor. Kemerden sonra, caminin yüzünün Mekke’ye doğru bakmasını sağlamak maksadıyla, doğudan batıya doğru uzanan ekseni takip ettiğimizde, her bölümün mütevazi kapısından gerçerek sağlı sollu pavyonların olduğu bölmelere ulaşıyoruz. Günlük ihtiyaçların giderildiği hizmet binaları güneyde, medrese gibi eğitim ağırlıklı binalar kuzeyde bulunuyor.

Külliyenin orta yerinde tamamen Çin mimarisinde yapılmış bir minare var. Bu yapıyı gördüğümüzde, caminin minaresi olduğunu hiç anlamıyoruz. Çin mimari tarzında üç katlı gösterişsiz bir bina. Biz göğe doğru metrelerce yükselen ve etraftan rahatlıkla görülen bir minare beklerken, bu tip bir minare görmenin şaşkınlığı içerisindeyiz. Ama farklılık bu. Biz de bu farklılığı görmeye geldik.

Beşinci kapıyı da geçtiğimizde, namaz kılınan binaya geliyoruz. Burası tamamen ahşaptan yapılmış ve oldukça büyük bir yer. Tek çatı ve tavanlı. Bu tavanı tutan sutünlar da ahşaptan, asırlarca geçen zamana aldırmadan ayakta duruyorlar. Tüm duvarlar da ahşaptan. Bu duvarlara ayetler işlenmiş. Namaz kılınan mekan çok aydınlatılmamış. Huzur verici bir hava var. Genelde külliye, taş, ahşap ve bahçe süslemenin bir arada çok güzel kullanılarak göze hoş görünen ve huzur veren bir sanatın ön plana çıktığı tarihi ve etkileyici bir mekan. 1300 yıldır yıllara meydan okuyarak bu güzel, muhteşem ve çok farklı görüntüsüyle ayakta duruyor. Emin olun Ulu Cami, Çin’deki tarihi eserler arasında en iyilerden ve görülmesi gerekenlerden birisi olmayı hak ediyor.

Xi’an’da son görülecek yer, caminin hemen civarındaki müslüman mahalllesi. Burada hediyelik eşya satan dükkanlar, kuruyemişçiler, lokantalar, seyyar satıcılar, gözlemeciler, aklınıza ne gelirse var. Emin olun hiç enteresan değil. Hiçbir özelliği yok. Fazla oyalanmadan kendimizi buradan dışarıya atmayı arzu ediyoruz. Sokak aralarında yalnızca görmek açısından hızlı bir yürüyüşten sonra derin bir nefes alarak aracımıza biniyoruz. Çin’in başka bir bölgesinde buluşmak üzere. Zai Jian. Hoşça kalın.

www.turizmhaberleri.com sitesinde yayınlanmıştır.

Yorumunuz